Böbrek kanseri, en sık görülen formu renal hücreli karsinom (RHK) olan böbrek içinde kötü huylu hücre büyümesidir. Renal hücreli karsinom, böbrekte en sık görülen solid (katı) lezyondur ve tüm böbrek kanserlerinin yaklaşık %90'ını oluşturur. Renal hücreli karsinom (RHK), tüm kanserlerin yaklaşık %3'ünü temsil eder ve en yüksek insidans batı ülkelerinde görülür. Erkeklerde kadınlara göre 1,5-2 kat fazla oranda gözlenir ve yaşlı popülasyonda görülme sıklığı daha yüksektir.
Böbrek kanserinin belirlenmiş bazı risk faktörleri aşağıdaki gibidir:
Artmış fiziksel aktivite düzeyinin böbrek kanserine karşı bir miktar koruyucu etkisi olduğu görülse de, en etkili korunma yöntemi sigara içmekten ve obeziteden kaçınmaktır.
Birçok böbrek kitlesi hastalık ilerleyene kadar belirti vermez. Böbrek kanserlerinin çoğunluğu genellikle çeşitli spesifik olmayan semptomlar ya da karınla ilgili sorunlar araştırılırken yapılan, invaziv olmayan batın USG, BT veya MR görüntülemesi yoluyla tesadüfen tespit edilir.
Böbrek kanseri belirtileri değişkenlik gösterebilir. Yan ağrısı, gözle görünür hematüri (kanlı idrar) ve ele gelen karın kitlesinden oluşan klasik üçlü belirti nadir görülür. Agresif histoloji; ilerlemiş hastalık ve daha kötü sonuçlarla ilişkilidir. Bazı semptomatik hastalar, kemik ağrısı veya inatçı öksürük gibi metastatik hastalığın neden olduğu semptomlarla başvurur. Renal hücreli karsinom tanısında fizik muayenenin rolü sınırlıdır. Ancak bazı bulgular radyolojik incelemeyi gerektirmelidir. Bu bulgular:
“Böbrek kanseri tedavisi nasıl olur?” sorusu sıklıkla merak edilen sorulardan biridir. Böbrek kanserinin altın standart tedavisi cerrahidir. Hastanın genel durumunun cerrahiye müsaade etmesi durumunda neredeyse tüm hastalarda cerrahi yaklaşım tedavinin en önemli basamağını oluşturur. Bunun nedeni, böbrek kanserine yönelik etkin bir kemoterapinin henüz bulunamamış olmasıdır. İlerlemiş hastalıklarda hedefe yönelik immün tedaviler çoğu kez cerrahi yaklaşımlarla kombine edilerek günümüz pratiğinde kullanılır.
Cerrahi yöntemler arasında en popüler olanlar laparoskopik ve robotik (robot yardımlı laparoskopik) yöntemlerdir. Minimal invaziv doğaları gereği küçük kesilerle oluşturulan deliklerden ameliyatın yapılabilmesine olanak sağlamaları, büyük ekranlardan cerrahi sahayı görüntüleyebilmeleri, daha az kan kaybına neden olmaları, daha az postoperatif ağrıya sebep olmaları, hastanede daha az kalış süresine imkân sağlamaları, sağlıklı dokulara daha az zarar vermeleri nedeniyle açık cerrahiye kıyasla laparoskopik ve robotik cerrahi tercih edilen yöntemlerdir.
Robotik cerrahideki yüksek hassasiyet, cerrahın elinin titremesinin etkisini minimalize etmesi, cerrahın kontrolündeki robot kollarının insanın el hareketlerini çok iyi şekilde taklit edebilme özelliği, üç boyutlu görüntü sunabilme kabiliyeti ise robotik cerrahinin laparoskopik yönteme kıyasla avantajlarını oluşturur. Robotik cerrahide dokunma duyusunun olmaması ve bu yöntemin yüksek maliyeti ise dezavantajlı yönlerini oluşturur. Açık cerrahi ise bazı karmaşık ve komplike vakalarda halen tercih edilebilen bir yöntem olarak karşımıza çıkar.
Hakkında
Mezun Olduğu Fakülte ve Yılı:
Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2005
”
Alo Yeditepe