Otizm, yaşamın erken dönemlerinde başlayan bir nörogelişimsel durumdur. Bununla birlikte, tanının fark edilme yaşı her çocukta aynı değildir. Çocuğun gelişim düzeyi, dil becerileri, sosyal çevresi ve belirtilerin ne ölçüde belirgin olduğu otizmin ne zaman fark edileceğini etkileyebilir. Bazı çocuklarda belirtiler yaşamın ilk yıllarında dikkat çekerken, bazı çocuklarda özellikle sosyal beklentilerin arttığı okul öncesi veya okul döneminde daha belirgin hale gelebilir.
Otizm, sosyal iletişim ve sosyal etkileşim biçimini, davranış örüntülerini, ilgi alanlarını ve duyusal uyaranların işlenmesini etkileyebilen nörogelişimsel bir durumdur. Tıbbi kaynaklarda otizm spektrum bozukluğu olarak da ifade edilir. “Spektrum” kavramı, otizmin her bireyde aynı şekilde görülmediğini ve belirtilerin kişiden kişiye önemli farklılıklar gösterebildiğini ifade eder. Bazı çocuklarda iletişim ve dil gelişimindeki farklılıklar daha erken fark edilirken, bazı çocuklarda tekrarlayıcı davranışlar, rutinlere bağlılık veya sosyal etkileşimdeki güçlükler daha belirgin olabilir.
Otizmi değerlendirirken yalnızca tek bir davranışa bakmak yeterli değildir. Çocuğun gelişim öyküsü, sosyal iletişimi, akranlarıyla etkileşimi, oyun biçimi, tekrarlayıcı davranışları, ilgi alanları ve duyusal özellikleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle internet üzerinden yapılan belirti karşılaştırmaları tanı koymak için yeterli değildir.
Otizm belirtileri temel olarak sosyal iletişim ve sosyal etkileşimdeki farklılıklar ile tekrarlayıcı davranışlar, sınırlı veya yoğunlaşmış ilgi alanları ve değişikliklere uyum sağlama güçlüğü çevresinde değerlendirilir. Bazı çocuklarda konuşma gelişiminde gecikme görülebilirken, bazı çocukların dil becerileri yaşına uygun olabilir. Bu nedenle konuşmanın gelişmiş olması tek başına otizmi dışlamaz.
Otizm spektrum bozukluğu, nörogelişimsel bir farklılık olup bireylerin iletişim, sosyal etkileşim ve davranış kalıplarında belirgin özelliklerle kendini gösterir. Bu durumdan etkilenen bireyler, yaşamın farklı evrelerinde ve farklı şiddet düzeylerinde çeşitli gelişimsel tablolar sergileyebilirler.
Erken çocukluk döneminde gelişimsel takibin doğru yapılması son derece kritiktir. Çoğu ebeveyn "Otizm belirtileri kaç yaşında başlar?" sorusunun yanıtını ararken, ilk gelişimsel farklılıklar sıklıkla yaşamın ilk iki yılı içerisinde belirginleşir. Nitekim otizmin erken belirtileri fark edildiğinde erken müdahale şansı önemli ölçüde artar. Bu süreçte yaş gruplarına göre dikkat edilmesi gereken gelişimsel ipuçları şu şekildedir:
Otizm tek tip bir tablo değildir; belirtilerin şiddetine ve türüne göre farklı alt gruplara veya klinik tanımlamalara ayrılabilir:
Yaş ilerledikçe ve farklı cinsiyetlerde otizmin klinik görünümü değişiklik gösterebilir:
Sosyal iletişimde farklılıklar otizm spektrum bozukluğunda görülebilen temel özelliklerden biridir. Bu farklılıklar, kişinin iletişimi başlatma, sürdürme ve karşılıklı olarak paylaşma biçiminde ortaya çıkabilir. Özellikle çocuklarda göz teması kurma, ismine yanıt verme, işaret ederek bir şeyi gösterme, ilgisini veya mutluluğunu başkalarıyla paylaşma ve karşılıklı etkileşime katılma alanlarında farklılıklar görülebilir.
Bazı çocuklar konuşmayı öğrenmiş olmalarına rağmen sohbeti karşılıklı sürdürmekte, konuşmanın bağlamını anlamakta veya karşısındaki kişinin duygu ve niyetlerini sözel olmayan ipuçlarından çıkarmakta zorlanabilirler. Jest, mimik ve beden dilinin kullanımında da farklılıklar görülebilir. Bununla birlikte, her otistik çocukta aynı iletişim özelliklerinin bulunması beklenmez; bu nedenle değerlendirme çocuğun genel gelişimsel özellikleri ve iletişim becerileri birlikte ele alınarak yapılmalıdır.
Çocuğun adı söylendiğinde bakmaması, seslenene yönelmemesi veya verdiği tepkinin yaşıtlarına kıyasla belirgin şekilde sınırlı olması şeklinde görülebilir. Bu durum yalnızca iletişim becerileriyle ilişkili olmayabileceğinden, işitme gibi diğer olası nedenlerin de değerlendirilmesi gerekir.
İsme yanıt vermeme tek başına otizm tanısı anlamına gelmez. Çocuğun göz teması, ortak dikkat becerileri, jest ve mimik kullanımı, sosyal etkileşimi, dil gelişimi ve diğer davranış özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle bu durum süreklilik gösteriyorsa ve çocuğun sosyal iletişimini etkiliyorsa, bir sağlık profesyonelinden gelişimsel değerlendirme alınması önemlidir.
Çocuğun iletişim sırasında el, kol ve yüz hareketlerini sınırlı kullanması, işaret ederek bir nesneyi göstermemesi, el sallama gibi sosyal jestleri kullanmaması veya yüz ifadelerinin kişinin içinde bulunduğu duruma göre daha sınırlı olması şeklinde ortaya çıkabilir.
Bazı çocuklarda karşısındaki kişinin jest ve mimiklerini anlamakta veya bu ifadelerin taşıdığı sosyal anlamı değerlendirmekte de güçlük görülebilir. Bununla birlikte, jest ve mimik kullanımındaki farklılıklar tek başına otizmin göstergesi değildir. Çocuğun genel sosyal iletişim becerileri, dil gelişimi ve diğer gelişimsel özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Çocuğun yaşıtlarıyla iletişim başlatmakta, ortak bir oyun kurmakta, oyunun kurallarını takip etmekte veya karşılıklı etkileşimi sürdürmekte zorlanması şeklinde ortaya çıkabilir. Bazı çocuklar akranlarıyla birlikte bulunmalarına rağmen onlarla etkileşim kurmak yerine tek başına oynamayı tercih edebilirler.
Bu durum, çocuğun arkadaşlık kurmak istemediği anlamına gelmez. Sosyal ipuçlarını anlamlandırma, karşılıklı iletişimin nasıl sürdürüleceğini kavrama veya başkalarının bakış açılarını anlamlandırma konusunda yaşanan güçlükler akran ilişkilerini etkileyebilir. Akran ilişkilerindeki güçlükler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Çocuğun sosyal iletişim becerileri, oyun davranışları ve genel gelişim özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Bazı çocuklarda konuşmanın yaşıtlarına göre daha geç başlaması, kelime dağarcığının sınırlı olması veya daha önce kazanılmış konuşma becerilerinin gerilemesi görülebilir. Bazı çocuklarda ise konuşma gelişimi yaşına uygun ilerlediği halde dili karşılıklı iletişim kurmak amacıyla kullanma konusunda güçlük yaşanabilir.
Konuşmanın tonlamasında, sesin ritminde ve vurgu biçiminde farklılıklar da görülebilir. Çocuğun duyduğu kelimeleri veya cümleleri tekrarlaması, belirli ifadeleri bağlama uygun olmayan şekilde kullanması ya da konuşmayı karşılıklı bir iletişim yerine yalnızca kendi ilgi alanları doğrultusunda sürdürmesi de dikkat çekebilir. Bununla birlikte, dil gelişimindeki gecikme veya farklılık tek başına otizm tanısı anlamına gelmez. Çocuğun sosyal iletişim becerileri ve genel gelişimsel özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Otizm spektrum bozukluğunda bazı çocuklarda belirli hareketlerin sık ve tekrarlayıcı biçimde yapıldığı görülebilir. El çırpma, sallanma, parmaklarla oynama, kendi etrafında dönme veya belirli beden hareketlerini yineleme bu davranışlara örnek olarak verilebilir. Bazı çocuklar ise nesneleri döndürme, oyuncakları belirli bir sıraya koyma ya da aynı hareketi uzun süre tekrarlama eğiliminde olabilir. Bu davranışların görülmesi tek başına otizm tanısı anlamına gelmez; sosyal iletişim ve diğer gelişimsel özelliklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Tekrarlayıcı konuşma, çocuğun duyduğu kelime veya cümleleri hemen ya da daha sonra tekrar etmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Ekolali olarak adlandırılan bu tekrarlar, özellikle dil gelişiminin belirli dönemlerinde görülebilir ve çocuğun iletişim biçiminin bir parçası olabilir. Bunun yanında çocuğun belirli kelimeleri veya ifadeleri konuşmanın bağlamından bağımsız olarak sık sık kullanması ya da aynı konuyu tekrar tekrar gündeme getirmesi de görülebilir. Tekrarlayıcı konuşmanın değerlendirilmesinde çocuğun dili hangi amaçla kullandığı ve karşılıklı iletişim kurma becerileri de dikkate alınmalıdır.
Bazı otistik çocuklar günlük yaşamda alıştıkları düzenin korunmasına güçlü bir ihtiyaç duyabilir. Günlük aktivitelerin belirli bir sırayla gerçekleştirilmesini isteme, alışılmış güzergâhın değiştirilmesine tepki gösterme veya planlanmayan bir etkinlikle karşılaşıldığında belirgin huzursuzluk yaşama bu durumun örnekleri arasında yer alabilir. Rutinlerde meydana gelen değişikliklere verilen tepkinin düzeyi çocuktan çocuğa değişir. Bu nedenle davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığı ve çocuğun günlük yaşamını ne ölçüde etkilediği değerlendirilmelidir.
Otizm spektrum bozukluğunda bazı çocuklar belirli bir konu, nesne veya etkinliğe yaşıtlarına kıyasla oldukça yoğun ilgi gösterebilir. Çocuk, ilgilendiği konu hakkında ayrıntılı bilgiler öğrenmek isteyebilir veya aynı etkinlikle uzun süre meşgul olabilir. Bu ilgi alanlarının belirgin özelliği yalnızca çocuğun bir şeyi sevmesi değil, ilginin yoğunluğu ve günlük yaşam içindeki yerinin belirgin olmasıdır. İlginin çocuğun sosyal etkileşimlerini veya farklı etkinliklere katılımını belirgin şekilde sınırlaması durumunda uzman değerlendirmesi gerekebilir.
Bazı otistik çocuklar oyuncakları veya günlük nesneleri alışılmış kullanım amaçlarından farklı biçimlerde kullanabilir. Örneğin, oyuncak arabayı sürmek yerine tekerleklerini uzun süre döndürmek, nesneleri belirli bir sıraya dizmek veya bir nesnenin yalnızca belirli bir bölümüne yoğunlaşmak görülebilir. Bu davranışlar, özellikle tekrarlayıcı hareketler ve diğer sosyal iletişim farklılıklarıyla birlikte ortaya çıktığında değerlendirme açısından önem taşıyabilir. Bununla birlikte, bir oyuncağın farklı şekilde kullanılması tek başına otizm belirtisi olarak kabul edilmemelidir.
Otizmde ses, ışık, koku, tat, dokunma veya hareket gibi duyusal uyaranlara verilen tepkiler diğer çocuklardan farklı olabilir. Bazı çocuklar yüksek sese, parlak ışığa, belirli kıyafetlerin dokusuna veya fiziksel temasa karşı yoğun hassasiyet gösterebilirken, bazıları aynı uyaranlara beklenenden daha az tepki verebilir. Duyusal farklılıklar çocuğun günlük yaşamını, beslenmesini, uykusunu, eğitim yaşantısını veya sosyal katılımını etkileyebilir. Bu özelliklerin değerlendirilmesinde çocuğun hangi uyaranlara nasıl tepki verdiği ve bu tepkilerin yaşamını ne ölçüde etkilediği dikkate alınmalıdır.
Bazı otistik çocuklar alıştıkları günlük düzenin korunmasına güçlü bir ihtiyaç duyabilir ve beklenmedik değişikliklere uyum sağlamakta zorlanabilir. Günlük programın değişmesi, farklı bir yere gidilmesi, alışılmış bir etkinliğin yapılamaması veya rutin içerisinde küçük bir değişiklik meydana gelmesi yoğun huzursuzluk, ağlama ya da öfke şeklinde tepkilere yol açabilir. Bu durum çocuğun değişikliği anlamlandıramaması veya yeni duruma hazırlanmak için daha fazla zamana ihtiyaç duymasıyla ilişkili olabilir. Değişikliklerin önceden açıklanması ve mümkün olduğunca öngörülebilir hale getirilmesi bazı çocukların yeni durumlara uyum sağlamasını kolaylaştırabilir.
Otizmli çocuklarda karşılıklı oyun kurma ve oyunu başka bir kişiyle paylaşma konusunda güçlük görülebilir. Çocuk tek başına oynamayı tercih edebilir, yaşıtlarının oyunlarına katılmakta zorlanabilir veya oyunun karşılıklı olarak sürdürülmesi gereken yönlerini anlamakta güçlük yaşayabilir. Hayali veya sembolik oyunların sınırlı olması ya da oyuncağın işlevsel kullanımından çok belirli özelliklerine odaklanılması da dikkat çekebilir. Bununla birlikte, tek başına oynamayı tercih etmek her zaman otizm anlamına gelmez. Oyun davranışının çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve diğer sosyal iletişim özellikleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Bazı çocuklarda daha önce kazanılmış olan dil, sosyal iletişim veya diğer gelişimsel becerilerin zaman içerisinde azalması ya da kaybolması görülebilir. Örneğin, daha önce kullandığı kelimeleri artık kullanmaması, ismine verdiği tepkinin azalması, göz teması veya sosyal etkileşimde belirgin bir değişiklik ortaya çıkması ebeveynler açısından dikkat çekici olabilir. Gelişimsel becerilerde gerileme, özellikle erken çocukluk döneminde, gecikmeden değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Böyle bir değişiklik fark edildiğinde, bunun yalnızca otizmle ilişkilendirilmemesi ve çocuğun genel sağlık ve gelişim durumunun uygun bir sağlık profesyoneli tarafından kapsamlı biçimde değerlendirilmesi önemlidir.
Otizm yaşam boyu devam eden nörogelişimsel bir durum olduğundan, otizm tedavisi söz konusu olduğunda otizmi tamamen ortadan kaldıran tek bir tedaviden söz edilmez. Destek yaklaşımının amacı, çocuğun veya yetişkinin iletişim, öğrenme, günlük yaşam ve bağımsızlık becerilerini mümkün olduğunca desteklemek ve yaşam kalitesini artırmaktır.
Destek programı her birey için aynı şekilde uygulanmaz. Çocuğun gelişim düzeyi, iletişim becerileri, öğrenme özellikleri, davranışları ve günlük yaşamda karşılaştığı güçlükler değerlendirilerek kişiye özgü bir plan oluşturulur. Dil ve iletişim desteği, eğitimsel uygulamalar ve davranışsal yaklaşımlar ihtiyaç doğrultusunda kullanılabilir. Otizme eşlik eden kaygı, uyku sorunları, epilepsi veya başka sağlık sorunları bulunuyorsa, bunların tedavisi ayrıca planlanır.
Erken dönemde fark edilen gelişimsel farklılıkların değerlendirilmesi önemlidir.
Erken destek, çocuğun ihtiyaçlarının daha erken belirlenmesine ve uygun gelişimsel ve eğitimsel hizmetlere yönlendirilmesine olanak sağlayabilir. Buradaki amaç çocuğu belirli bir kalıba sokmak değil, sahip olduğu becerileri geliştirmesine ve günlük yaşamda daha bağımsız olabilmesine yardımcı olmaktır.
Otizmin tek bir özelliği bulunmaz. Bunun temel nedeni, otizmin bir spektrum olması ve belirtilerin kişiden kişiye farklılık göstermesidir. Bununla birlikte, sosyal iletişim ve sosyal etkileşimde süreklilik gösteren farklılıklar ile tekrarlayıcı davranış ve ilgi örüntüleri, otizm değerlendirmesinin temel alanlarını oluşturur.
Bazı çocuklarda sosyal iletişimdeki farklılıklar daha erken dikkat çekebilir. Örneğin, çocuğun karşılıklı etkileşimi başlatmaması, ismine yanıt vermemesi, ilgisini başkalarıyla paylaşmaması veya sosyal oyunlara katılımının sınırlı olması değerlendirme gerektirebilir. Başka bir çocukta ise belirgin rutin ihtiyacı, tekrarlayıcı hareketler veya yoğun ilgi alanları daha fazla dikkat çekebilir.
Bu nedenle bir çocuğun yalnızca göz teması kurmaması, el çırpması, konuşmasının gecikmesi veya belirli bir nesneyle yoğun biçimde ilgilenmesi üzerinden otizm tanısı düşünülmemelidir. Belirtilerin birlikte değerlendirilmesi ve gelişimsel öyküyle ilişkilendirilmesi gerekir.
0-2 yaş döneminde otizmle ilişkili olabilecek özellikler sosyal iletişim, göz teması, ortak dikkat, jest kullanımı, seslenmeye yanıt ve gelişimsel becerilerdeki değişimler üzerinden fark edilebilir. Örneğin, bebeğin sosyal etkileşime sınırlı ilgi göstermesi, göz teması ve karşılıklı gülümsemenin beklenenden farklı olması veya çevresindeki kişilerin dikkatini çekmeye yönelik davranışlarının sınırlı olması değerlendirme açısından önem taşıyabilir.
İlerleyen aylarda ismine yanıt vermeme, işaret etme veya bir nesneyi göstermek amacıyla jest kullanmama, ilgisini başkalarıyla paylaşmama, karşılıklı oyunlara sınırlı katılım ve belirli hareketleri tekrarlama gibi özellikler görülebilir. Bazı çocuklarda gelişimsel olarak kazanılmış dil veya sosyal becerilerde gerileme de gözlenebilir.
Bununla birlikte, 0-2 yaş döneminde çocukların gelişim hızları arasında doğal farklılıklar bulunur. Bu nedenle tek bir davranışın varlığı veya yokluğu otizm anlamına gelmez. Özellikle birden fazla gelişim alanında belirgin ve süreklilik gösteren farklılık bulunuyorsa, çocuk doktoru veya gelişimsel değerlendirme konusunda uzman bir sağlık profesyoneli tarafından değerlendirme yapılması uygun olur.
Otizmle ilişkili gelişimsel özellikler yaşamın erken dönemlerinde ortaya çıkabilir ve bazı çocuklarda ilk iki yıl içinde fark edilebilir. Ancak bütün çocuklarda aynı yaşta belirginleşmesi beklenmez. Bazı çocuklarda gelişimsel farklılıklar erken dönemde daha açık görülürken, bazı çocuklarda sosyal beklentilerin arttığı dönemlerde belirtiler daha görünür hale gelebilir.
Özellikle dil becerileri iyi gelişmiş olan veya çevresindeki sosyal davranışları gözlemleyerek uyum sağlayabilen çocuklarda otizm daha geç fark edilebilir.
Okul öncesi dönemde akranlarla karşılıklı oyun, sohbet, grup etkinlikleri ve değişen sosyal kurallara uyum gibi becerilerin önem kazanması, daha önce dikkat çekmeyen bazı farklılıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle “otizm şu yaşta kesin belli olur” şeklinde belirli bir yaş sınırı vermek doğru değildir. Çocuğun gelişimi yaşına uygun ilerlemiyorsa veya gelişimsel becerilerinde gerileme fark ediliyorsa, değerlendirme için belirli bir yaşı beklemek gerekmez.
Otizmin bütün çocuklarda görülen tek bir ilk belirtisi yoktur. İlk fark edilen özellik çocuğun gelişimsel yapısına göre değişebilir. Bazı çocuklarda sosyal iletişimdeki farklılıklar ön plana çıkarken, bazı çocuklarda dil gelişimindeki farklılıklar veya tekrarlayıcı davranışlar daha erken dikkat çekebilir.
Örneğin, bebeğin göz teması ve karşılıklı sosyal etkileşiminin sınırlı olması, ismine yanıt vermemesi, işaret etme veya ilgisini paylaşma davranışlarının beklenenden farklı olması erken dönemde değerlendirmeye neden olabilir. Bazı çocuklarda ise daha önce kazanılmış kelimelerin veya sosyal becerilerin kaybedilmesi önemli bir gelişimsel bulgu olarak ele alınabilir.
Burada önemli olan belirli bir davranışı “ilk belirti” olarak kabul etmek yerine çocuğun gelişiminin bütününü takip etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının gelişiminde belirgin bir farklılık fark etmesi halinde sağlık profesyoneline başvurması, belirtilerin daha ayrıntılı değerlendirilmesini sağlar.
Günlük dilde “takıntı” olarak ifade edilen bazı davranışlar, çoğunlukla yoğun ve sınırlı ilgi alanları, rutinlere güçlü bağlılık veya belirli davranışları tekrarlama biçiminde ortaya çıkabilir. Çocuk belirli bir konu, nesne veya etkinlikle yaşıtlarına kıyasla çok daha yoğun ilgilenebilir ve bu ilgi günlük faaliyetlerinin önemli bir bölümünü oluşturabilir.
Bazı çocuklar oyuncakları işlevlerinden farklı biçimde kullanabilir, nesneleri belirli bir sıraya koyabilir veya aynı etkinliği tekrar tekrar gerçekleştirmek isteyebilir. Günlük rutinde meydana gelen değişikliklere karşı belirgin tepki göstermek de görülebilir. Örneğin, her gün aynı sırayla yapılan bir etkinliğin değiştirilmesi çocukta yoğun huzursuzluğa neden olabilir.
Bazı tekrarlayıcı davranışlar çocuğun çevresini öngörülebilir hale getirmesine veya duyusal açıdan kendisini düzenlemesine yardımcı olabilir. Davranışın nedeninin anlaşılması, uygun destek planının oluşturulması açısından önemlidir.
Otizmle ilişkili gelişimsel özellikler erken çocukluk döneminde başlar. Bazı çocuklarda belirtiler yaşamın ilk yıllarında belirgin biçimde görülebilirken, bazı çocuklarda daha sonraki dönemlerde fark edilebilir. Bunun nedeni, belirtilerin her çocukta aynı yoğunlukta ortaya çıkmaması ve çocuğun gelişimsel özelliklerinin farklılık göstermesidir.
Bazı çocuklarda sosyal iletişim ve etkileşim alanındaki farklılıklar erken dönemde dikkat çeker. Bazı çocuklarda ise ilk dönemlerde gelişim görece tipik ilerledikten sonra sosyal iletişim, dil veya davranış alanlarında belirgin farklılıklar fark edilebilir. Kazanılmış becerilerde gerileme gözlenmesi özellikle değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Otizm erken belirtileri arasında sosyal etkileşimde sınırlılık, göz teması ve karşılıklı iletişimde farklılık, ismine yanıt vermeme, jest ve işaret kullanımının sınırlı olması, ilgisini başkalarıyla paylaşmama ve karşılıklı oyunlara katılımda güçlük bulunabilir.
Bunun yanında tekrarlayıcı hareketler, belirli nesnelere veya konulara olağandışı yoğun ilgi, rutinlere bağlılık ve değişikliklere karşı belirgin tepki gibi davranışsal özellikler görülebilir. Ses, ışık, dokunma, koku veya tat gibi duyusal uyaranlara karşı alışılmadık tepkiler de bazı çocuklarda erken dönemde fark edilebilir.
Bu belirtiler tek başına otizm tanısı koydurmaz. Çocuğun gelişimi değerlendirilirken yaşına uygun gelişim basamakları, kazanılmış beceriler, sosyal iletişim ve davranış özellikleri bir bütün olarak ele alınmalıdır.
Otizmde gelişimsel ilerleme değerlendirilirken yalnızca belirli bir davranışın ortadan kalkmasına bakmak doğru değildir. Gelişimsel destek sonrasında otizm düzelme belirtileri; çocuğun iletişim kurma, ihtiyaçlarını ifade etme, sosyal etkileşime katılma, günlük yaşam becerilerini kullanma ve çevresindeki değişikliklere uyum sağlama kapasitesinde ilerleme görülmesi olumlu gelişmeler olarak değerlendirilebilir.
Otizm yaşam boyu devam eden bir nörogelişimsel durum olduğundan “belirtiler tamamen ortadan kalktı ve otizm sona erdi” şeklinde kesin bir değerlendirme yapmak doğru değildir. Gelişimsel ilerleme, çocuğun bireysel özellikleri ve ihtiyaçları doğrultusunda takip edilmelidir.
Vurma davranışı bazı otistik çocuklarda görülebilir, ancak otizme özgü veya bütün otistik çocuklarda beklenen bir davranış değildir. Çocuk kendisine, başkasına veya çevresindeki nesnelere yönelik vurma davranışı gösterebilir. Bu davranışın ortaya çıkış biçimi ve nedeni çocuktan çocuğa değişir.
Bazı durumlarda vurma davranışı çocuğun kendisini ifade etmekte zorlanması, yoğun stres, duyusal aşırı yüklenme, rutin değişikliği veya istediği bir duruma ulaşamama ile ilişkili olabilir. Bazı çocuklarda ise davranışın ortaya çıkmasına katkıda bulunan başka gelişimsel, psikolojik veya psikiyatrik etkenler bulunabilir.
Vurma davranışı görüldüğünde, yalnızca davranışı bastırmaya odaklanmak yerine, davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığının belirlenmesi önemlidir. Davranışın öncesinde ne olduğu, çocuğun ne anlatmaya çalıştığı ve davranıştan sonra ne yaşandığı değerlendirilerek uygun yaklaşım belirlenebilir. Kendine veya başkasına zarar verme riski varsa, profesyonel değerlendirme geciktirilmemelidir.
Otizmli çocukların tamamının korktuğu belirli bir nesne, durum veya uyaran bulunmaz. Bununla birlikte, bazı çocuklarda duyusal hassasiyetler veya çevresel değişikliklere karşı verilen yoğun tepkiler, korku ya da kaçınma davranışlarıyla kendini gösterebilir. Yüksek ses, yoğun ışık, kalabalık ortamlar, belirli kokular veya beklenmeyen fiziksel temas bazı çocuklar için rahatsız edici olabilir.
Bazı çocuklar ayrıca alışılmış rutinin bozulmasına veya ne olacağını öngöremedikleri durumlara karşı yoğun kaygı yaşayabilir. Bu durum her zaman “korku” şeklinde ortaya çıkmayabilir; ağlama, kaçınma, öfke, huzursuzluk veya tekrarlayıcı davranışlarda artış şeklinde görülebilir.
Çocuğun hangi durumlarda rahatsız olduğunun gözlemlenmesi ve çevresel koşulların mümkün olduğunca öngörülebilir hale getirilmesi yardımcı olabilir. Belirgin kaygı veya korku günlük yaşamı etkiliyorsa, uzman değerlendirmesi gerekir.
Otizm gebelik sırasında rutin ultrasonografi veya standart gebelik testleriyle doğrudan tanı konulabilen bir durum değildir. Günümüzde anne karnında yapılan rutin incelemelerle bebeğin otistik olup olmayacağını kesin biçimde belirlemek mümkün değildir.
Otizmin gelişiminde genetik faktörlerin önemli bir rol oynadığı düşünülmekte ve gebelik dönemiyle ilişkili çeşitli faktörler de bilimsel araştırmalarda incelenmektedir. Ancak gebelik sırasında belirli bir bulgunun saptanması, bebeğin ileride otizm tanısı alacağını kesin olarak göstermez.
Otizm tanısı çocuğun gelişimsel özelliklerinin değerlendirilmesiyle konulur. Bu değerlendirmede sosyal iletişim, etkileşim, davranış örüntüleri ve gelişimsel öykü birlikte ele alınır. Dolayısıyla otizm şüphesinin değerlendirilmesi doğum sonrasında çocuğun gelişiminin izlenmesi ve gerektiğinde uzman değerlendirmesi yapılması üzerinden gerçekleştirilir.
Otizm spektrum bozukluğu her çocukta farklı özelliklerle ortaya çıktığı için ilgi alanları ve hoşlandıkları etkinlikler de bireysel olarak değişir. Bazı otizmli çocuklar belirli oyuncaklara, araçlara, hayvanlara, sayılara, harflere, müziğe veya görsel uyaranlara yoğun ilgi gösterebilir. Bazıları ise belirli bir oyunu ya da etkinliği tekrar tekrar yapmaktan hoşlanabilir. Burada önemli olan, çocuğun neyi sevdiğinden çok bu ilginin ne kadar yoğun olduğu ve günlük yaşamındaki diğer etkinlikleri ne ölçüde etkilediğidir.
Bazı çocuklarda el çırpma, sallanma, parmaklarla oynama, kendi etrafında dönme veya belirli beden hareketlerini tekrarlama gibi tekrarlayıcı hareketler görülebilir. Bazı çocuklar ise nesneleri döndürme, oyuncakları belirli bir sıraya dizme ya da bir nesnenin belirli bir özelliğine uzun süre odaklanma gibi davranışlar sergileyebilir.
Bu hareketler çoğu zaman çocuğun heyecanlandığı, stres yaşadığı veya yoğun duyusal uyaranlarla karşılaştığı durumlarda daha belirgin hale gelebilir. Ancak her tekrarlayıcı hareket otizm anlamına gelmez. Çocuklarda gelişim dönemine bağlı olarak farklı tekrarlayıcı davranışlar görülebileceği için değerlendirme yapılırken hareketin kendisi kadar ne zaman ortaya çıktığı, ne sıklıkta tekrarlandığı ve çocuğun günlük yaşamını etkileyip etkilemediği de dikkate alınmalıdır.
Otizm değerlendirmesinde hareketler tek başına ele alınmaz. Sosyal iletişim, dil gelişimi, karşılıklı oyun, ilgi alanları, rutinlere bağlılık ve duyusal özelliklerle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle ebeveynlerin internette gördükleri belirli bir hareketi doğrudan otizm belirtisi olarak yorumlamak yerine, çocuğun genel gelişimi konusunda uzman görüşü alması daha doğru bir yaklaşımdır.
Çocuğun sosyal iletişiminde, dil gelişiminde, oyun davranışlarında veya hareketlerinde yaşı ve gelişim düzeyi açısından belirgin farklılıkların fark edilmesi durumunda uzman değerlendirmesi için beklenmesi gerekmez. Özellikle daha önce kazanılmış dil veya sosyal becerilerde gerileme görülmesi, çocuğun ismine düzenli olarak yanıt vermemesi, ortak dikkat becerilerinin sınırlı olması veya tekrarlayıcı davranışların günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemesi halinde gelişimsel değerlendirme önem taşır.
Otizm tanısı tek bir belirtiye veya gözleme dayanmaz. Çocuğun gelişim öyküsü, sosyal iletişim becerileri, davranışları ve günlük yaşamındaki işlevselliği bir bütün olarak değerlendirilir. Erken dönemde yapılan değerlendirme, çocuğun ihtiyaçlarının belirlenmesine ve uygun desteklerin zamanında planlanmasına yardımcı olabilir.
Otizm şüphesi bulunan çocuklarda kapsamlı değerlendirme, çocuğun gelişimsel öyküsü, iletişim becerileri, sosyal etkileşimi, davranışları ve eşlik edebilecek diğer özellikleri dikkate alınarak gerçekleştirilir. Çocuğunuzun gelişimiyle ilgili endişeleriniz varsa Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri'nden uzman değerlendirmesi için randevu alabilirsiniz.
Bazı otistik çocuklarda kendisine, başkasına veya çevresindeki nesnelere yönelik vurma davranışı görülebilir. Ancak bu davranış otizmin zorunlu bir belirtisi değildir. Davranışın ortaya çıkmasında iletişim güçlükleri, stres, duyusal uyaranlar veya çevresel değişiklikler gibi farklı etkenler rol oynayabilir. Kendine veya başkasına zarar verme riski bulunan durumlarda profesyonel değerlendirme yapılması ve uygun güvenlik önlemleri önemlidir.
Günümüzde rutin gebelik ultrasonu veya standart gebelik testleriyle bebeğin ileride otizm tanısı alıp almayacağı kesin olarak belirlenemez. Otizm tanısı, çocuğun doğumdan sonraki gelişimsel özelliklerinin değerlendirilmesiyle konulur. Gebelik döneminde otizmle ilişkili olabilecek bazı biyolojik ve genetik faktörler araştırılmaya devam edilse de bunlar, bireysel olarak otizm tanısı koymak için kullanılmaz.
Otizm yaşam boyu devam eden nörogelişimsel bir durumdur. Bu nedenle otizmi tamamen ortadan kaldıran bir tedavi bulunmamaktadır. Bununla birlikte, uygun gelişimsel, eğitimsel ve gerektiğinde tıbbi desteklerle iletişim, sosyal etkileşim, günlük yaşam ve bağımsızlık becerilerinde önemli ilerlemeler sağlanabilir. Desteklerin hedefi kişinin ihtiyaçlarına ve güçlü yönlerine göre belirlenmelidir.
Erken değerlendirme, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının erken belirlenmesine ve uygun desteklerin zamanında planlanmasına yardımcı olabilir. Özellikle iletişim, sosyal etkileşim, oyun ve günlük yaşam becerilerinde güçlük yaşayan çocuklarda erken dönemde başlanan uygun destekler, gelişim sürecine katkı sağlayabilir. Bu nedenle, gelişimsel açıdan endişe oluşturan belirtiler varsa belirli bir yaşın gelmesini beklemeden uzman değerlendirmesi alınması önemlidir.
Hakkında
Mezun Olduğu Fakülte ve Yılı:
Marmara Üni Tıp Fak (1996)
”
Alo Yeditepe
Video içeriği